Bilgi Pınarım | kadinkadine
YAŞAM VE DÜNYA İLE İLGİLİ HER ŞEY...
  • Smyrna/İzmir Agorası, Namazgâh
    Smyrna/İzmir Agorası, Namazgâh İzmir'in Namazgâh semtinde bulunan agora, Roma Döneminden (M.S. 2. yüzyıl) kalma ve Hippodamos/Izgara şehir planına göre merkeze yakın yerde üç kat halinde inşa...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • 16.Uluslararası Kemer Sualtı Günleri,
    16.UKSG PROGRAMI                                                    ...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • Arkeoloji ve Arkeolog Nedir?
    Arkeoloji bölümünü seçmemizin en büyük nedenlerini sayacak olursak:Arkeoloji demek ilklerin nasıl olduğunu öğrenebilmektir. Arkeoloji size hep en eskiyi daha da eskiyi bulma ve öğrenme olanağını...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • Troai Antik Kenti Hakkında: Ücretler,Ulaşım,Giriş Saatleri,Yorumlar ve Bilimsel Tanıtım
    Troia(Truva)(Troya) Antik Kenti Nerededir ve Nasıl Gidilir? Troia Ören yerini ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin düşünceleri olumlu ve olumsuz görüşleri ziyaretçi ücretleri hakkında genel...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • ASSOS ANTİK KENTİ
    Assos  Antik Kenti: Çanakkale'nin Ayvacık İlçesine bağlı Behramkale Köyü'ndedir. Çanakkale — İzmir asfaltının üzerindeki Ayvacık'tan 19 km.'lik yol bizi görkemli surları hâlâ ayakta olan Assos...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • "Sardes Artemis Tapınağı"HELENİSTİK DÖNEM ANADOLUDA İON DÜZENLİ TAPINAKLAR
    Sardes Artemis Tapınığını ziyaret etmek isterseniz yaz dönemi Nisan Ekim arasında açılış sabah saat 08:00 kapanış ise akşam 19:00'dır. Mart-Kasım ayında ise açılış saati yine sabah 08:00 kapanış ise...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • Yunan Mimarlığı TIKLA İNDİR
    Yunan Mimarlığı konusunda en yetkin isimlerden biri olan Prof. Dr. Tomlinson, Yunan Mimarlığına giriş niteliğinde hazırladığı eserinde, Yunan mimarlığı okuyucuların konu hakkında önceden bilgi sahibi...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • Ne olacak bu arkeologların hali...
    Ne olacak bu arkeologların hali...  ARKEOLOG İSTİHDAMI Facebook ta beğendiğim ve beni yakından ilgilendiren ne olacak bu arkeologların hali,sorusuna yanıt ve destek olmak için hazırlanmış...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • Herakles Lahti ve Herakles'in On İki İşi
    HERAKLES LAHDİ : Perge, İ.S. II.yy. Küçük Asya(Minor Asia) sütunlu lahitleri grubundandır. Üzerinde Herakles'in on iki işi sahneler halinde...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
  • RETORİKA: KONUŞMANIN İKNA GÜCÜNDE Kİ ETKİSİ NASIL OLUYOR?
    GÜZEL KONUŞMA İLE HAKLARINI ALMAYA ÇALIŞAN İNSANLAR KONUŞMANIN ETKİLİ OLMASI İÇİN ÇEŞİTLİ YÖNTEMLERE BAŞVURMUŞLARDIR.  Retorika,köylülerin, diktatörlerin devrilmesinin ardından kurulan halk...

    Düşünmek ve Paylaşmayı Seven Herkese Merhaba, Bloğumuzda yazılan makalelere,haberlere yorumlarınızı ekleyebilirsiniz karşılıklı sohbetlere ve fikir alışverişlerine girebilirsiniz,ayrıca bloğumuzda facebookta arkadaşlarınızla olsun tek başınıza olsun oynayabilceğiniz oyunlar,okuyabilceğiniz günlük gazeteler ve haberler,günlük ve anlık döviz kurları sizleri bekliyor,Bloğumuza kayıt olmanızı ve düşünceleriniz paylaşmayı bekliyoruz.
DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK
  • Yaradılış Hikayesi: Yaratıcı Evreni Terk Etti 2019-05-22T14:07:00.001+03:00

    Yaratıcı,evreni kendi kendini koruyacak ve geliştirecek şekilde tasarlayıp yarattıktan sonra evrenle ilgisini bitirdi. 

    Evrenin gelişimini an ben en kayıt altına alabiliyor, zaman içerisinde hareket edebiliyordu. simülasyon hazırlayıp olası geleceklerin hepsini biliyordu. Bu bilgisinden dolayı da evrenle ilgisini bitirdi. 

    Evrenin oluşumunu gösteren diyagram.



    Düşünebildiğini fark eden varlıkların ortaya çıktığı gezegenler de uydular da, hatta uzayın boşlukların da bu varlıklar ilk önce hayatlarının devamı için enerji gereksinimlerini tamamlayacak en kolay yolu bularak besine yani enerjiye ulaşacak evrimleşme aşamasına girdiler. Bu aşamada düşünebildiğini fark ettiği mekanizması çok hızlı bir şekilde gelişmesini sağladı. Besine ulaşmanın tek başına yeterli olmadığı fark etti. Besini kendi ihtiyaçlarına göre zenginleştirdi. Besine ulaşmak için yeri geldi savaş çıkardı, yeri geldi dayanışmaya girdi. Besine bol miktarda ihtiyaçlarına göre kolayca ulaştıkça daha fazla fark etmeye başladı. Zamanı sorgulamaya, kendini ve kendisi gibi olanları sorguladı. Başlangıcı bulmaya çalıştı, başlangıca yakın zamanları buldu. Bu zamanlarda ki besine ulaşma çabası ile şimdi ki ulaşma çabasının arasında ki farkı gördü. 
    Tek göremediği başlangıcın nasıl olduğuydu. Başlangıcı bulamadığı yerde Tanrıları ve Tanrıçaları yarattı, Tanrılar ve tanrıçalar  onu ve her şeyi yarattılar dedi. Sonra tekrar sormaya başladı. Tanrıları ve Tanrıçaları kim yarattı? Kaos, Gaia, El, An, Pengu, Brahma ve onlardan yüzlercesi, kimi iyilik denilen dayanışmaya yöneltti kimi kötülük denilen savaşa. Kimiyse sen ihtiyaçlarını karşıladı fazlası bize lazım değile. Sonra yine fark etti ki bu tanrılar ve tanrıçalar sayesinde besine ve ihtiyaçlarına daha kolay ulaştı. Onları kullanarak, istediğini yapabildiğini fark etti. Onları kullanarak korkuları çoğalttı, onlara uyarsan mutlu olursun, onlara uymazsan cezalandırılır mutsuz olursun. Binlerce yıl işe yaradı ama bunu çıkaranlar hala aynı sorunun peşindeydiler bizi bir şey yarattıysa onu ne yarattı. 

            Bu soruyu geçiştirme cevaplamak için ezeli ve ebedi denildi.  Kendisi bile içten içe inanmadı. İyilikten güzellikten bahsetti, açlığı ve sefaleti ortadan kaldırmak yerine daha çok savaş ve nefret aşıladı. Öleceğini bildiği halde hiç ölmeyecek gibi davrandı, ölümden sonrasına inandığı halde yok olacak bir daha olmayacak gibi hırslarıyla besine ulaşmaya çalıştı. Ulaştı, ulaştıkça daha fazlasını istedi, sonra yaratıcı oldu, kendi evrenini yarattı. Kendi evreninde zamanda yolculuk etti, geleceği sonsuz şekilde farklı farklı izledi. İlgisini kaybetti.
  • Absürd Yaşanmış Bir Hikaye: YAK Bİ CİGARA 2019-05-22T12:29:00.000+03:00
    YAK Bİ CİGARA

               Atölye ustası Şakir erkenden tezgahının başına geçip sinirli gözlerle atölyeyi süzdü. Selami hariç herkes gelmişti. Elini sertçe iş ceketinin cebine attı tütün tabakasını çıkardı. Kağıdı elinde düzgünce ayarlayıp içine tütünü serpiştirdi. Koca kalın parmakları, bu ince işi beceriyle yapıyordu. Kalınca sarmıştı sigarasını.

    Her sabahki gibi içinde sebepsiz bir asabiyet duygusu vardı. Önüne ne geliyorsa yıkıp dağıtası geliyordu. Fakat yıllarca bu sinirli halini kontrol etmeye çalışmıştı. Ne kadar sinirlense de her şeyi içinde yaşıyor, fırtınalar kopuyor, dışa yansıtmıyordu. İri yarı bir adamdı. Çocukluktan beri hep çalışmış işçiliğin her türlüsünü yapmıştı. Kuvvetli kolları ve iri bedeni insanın tek başına korkutmaya yetiyordu. Buna birde esmer yüzünde bıyıklarıyla yarışan kaşları eklenince korkmaktan başka bir şey kalmıyordu karşısındakine.

    Şükrü, içinden alevler fışkıran kırmızı damarlı gözleriyle atölyeyi süzüyordu. Herkes sırayla geçip tezgâhının başına geçti. İşine yavaş yavaş başladı. Selami her zamanki gibi iş saatinden on beş dakika sonra elinde yan tuttuğu sigara ile türkü söyleyerek atölyeye girdi. Kısacık parmakları beş sene önce girdiği bir iddia sonucu makineye kapılmış uçları ufacık kalmıştı. Kısacık boyu sert tombul yüzü neşe saçıyordu. Çalışmayı pek sevmezdi işi gücü aylaklıktı. Şükrünün kızdığı ne varsa yapardı.

           Selami tezgâhı çalıştırmadı. Şükrü ye baka baka sigarasını ona doğru üflüyordu. Şükrü ya sabır çekti diğer tarafa döndü. Selami Şükrü'nün döndüğü yöne gitti oradan bakıp, sigarasını üflemeye devam etti. Şükrü bu sefer kafasını çekmedi. Kıpkırmızı gözleriyle gözlerini dikip ona bakmaya devam etti. Selami yarım sigarasını atölyenin ortasına, süpürülmüş temiz yere attı.Yeni bir sigara yaktı. Şükrü bıyığının kenarını ısırmaya başlamıştı. Çok sinirlendiğinde bu hareketi yapardı. Selami'nin çok hoşuna giderdi onun bu hali.
           Selami ile şükrü aynı zamanda işe başlamışlardı. Fakat ilerleyen yıllarda Şükrü ye ustalık verilmişti. Bütün atölye Şükrüyü görünce korkudan titrerdi. Fakat Selami şükrünün otoritesini sarsan tek kişiydi. Atölye personeli, Şükrü’den ne kadar korksa da içten içe Selami'ye o kadar gülerlerdi. Selami doğuluydu aksanı kırıktı. Bazen aksanı kayardı Karadenizli mi iç Anadolulu mu anlaşılmazdı. Birazda kahvehanedeki kâğıt arkadaşlarından takılmış kelimeler olurdu dilinde. Kibarlaşsa da kabalaşsa da komik bir adamdı. Her ne kadar komik ve naif gibi gözükse de sinirlendiği zaman Şükrü’den fazla sinirlenir. Şükrü gibi kendini tutmaz ortalığı yıkıp dağıtırdı.
           Şükrünün tezgâhının yanına geldi. Elindeki izmariti şükrünün ayağının dibine attı. Şükrü iyice daralmıştı. La havle çekti. Selami bu seferde şükrünün çalıştığı tezgâhın üstüne çıktı.
     -İn lan aşağı! 
     -İnmiyorum canım benim.
     -İn lan deli etme beni! Alçak dalda dut yemez misin sen.
     -Vallahi burada hava güzel oksijen çok yiyorsa gel indir.
     Şükrünün gözleri kızarmıştı iyice. Bıyıklarını ısırmaya başladı. Ani bir hareketle tezgâhın devrini ilerlemesini ayarladı. Tezgâhı çalıştırıp kalın talaş çıkacak şekilde otomatiğe taktı. Öyle bir ayarlamıştı ki yanmış kıvrık talaşlar Selami’nin yüzüne gözüne geliyordu. Elini yüzüne kapattı bir yandan da. "inmiyecem lan" diye bağırıyordu. Şakir tezgâhı durdurdu. Selami atladı. Karşısına dikildi. İki elektrik yüklü bulut gibi göz göze yavaş yavaş birbirlerine yaklaştılar. Dövüşte kızışan boksörler gibi burun buruna geldiler. Atölyede çıt çıkmıyordu. Herkes gerginlik ve korku içinde izliyordu. Selami elini ceketinin cebine attı. Marlboro sigarasını çıkarıp Şükrü'ye uzattı.
     -Yak bi malbuş,dedi
     Hala göz gözeydiler. Şükrü’in yüzü yavaş yavaş gevşemeye başladı. Gevşedi Gevşedi Gülümsemeye başladı Sırıtmaya başladı sonra sanki yüzünden tüm sinirli mimikler taşınıp yerine yenileri yerleşmişti. Paketin içinden sırıtarak iki tek sigara aldı. Birini kulağının arkasına koydu. Sonra çırağa bağırdı
    - İsmail çay getir iki tane!

  • Renklerin Psikolojimize Etkileri İle İlgili Sosyal Deneyler 2019-05-10T16:40:00.000+03:00

    Psikolojik çalışmalar, renklerin ruh halimiz ve davranışlarımız üzerinde önemli bir etkisi olabileceğini göstermektedir. 


    Bundan ilham alarak, boyanın gerçekten düşündüğümüzden daha fazla güce sahip olduğunu göstermek için bir boya firması boyalarını çeşitli mekanlarda kullanarak çeşitli deneyler yapmışlar. Sonuçlar gerçekten ilginç! Ortam değişikliğinin sadece boya ile tercihlerimizi ve hareketlerimizi nasıl değiştirdiğini gördüğünüz zaman sizlerde çok şaşıracaksınız.






    Çift merdiven deneyi
     boyanın günlük durumlarda davranışımızı nasıl değiştirebileceği hakkında şaşırtıcı bir hikaye anlatan renklerle eğlenceli bir sosyal deney yapmışlar.



    Atletik Parkur Deneyi
    Bu eğlenceli sosyal deney, boyanın daha aktif bir yaşam sürmesine ilham veren ve insanları daha sağlıklı ve eğlenceli bir yaşam tarzı yaşamaya teşvik eden bir hikaye anlatıyor. Bu sosyal deney ile ayrıca kent içinde yeni oyun alanları oluşturulmuş da oluyor.



    Asansör deneyi:
    Bu eğlenceli sosyal deney, "Shining" filminin gerçekleşmiş hali gibi. Rengarenk boyanmış duvarların algımızı nasıl dönüştürebildiğini ve aynı şeylerin birbirinden tamamen farklı görünmesini sağlar.

    Yürüyen merdiven deneyi:
    Bu eğlenceli sosyal deney, bir boyanın günlük kararlarımızı nasıl iyileştirebileceğini ve insanları yürüyen merdiven yerine merdivenleri kullanmaya nasıl teşvik edebileceğini gösteriyor.
    Antik merdivenler deneyi:
    Gününüzü aydınlatmak için boyanın gücünü gösteren sosyal bir deney! Bu ilham verici video, boyanın sadece merdivenleri nasıl dönüştürebildiğini ve nasıl aktaramayacağını değil, aynı zamanda bir dizi olumlu duygu da üretebildiğini gösteriyor: gülümsemeler, sarılmalar, öpücükler, anılar ...


    Boyalarla ilgili bir çalışmayı da Kuşadası'nda gerçekleştirmişler. Alt gelir düzeyinde ki vatandaşlarımızın oturduğu bir alanı rengarenk bir şekilde boyamışlar. Orada videoya görüntü veren bir çocuğun betimlemesi ise bana göre harika olmuş. "Sanki yağmur yağmış bende Gökkuşağının üstünden böyle koşuyor gibiyim"






  • Yarın bugünden güzel olacak, her şey çok güzel olacak. 2019-05-07T01:31:00.000+03:00
    Yarın bugünden güzel olacak, her şey çok güzel olacak.
    Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Minareyi çalan kılıfı hazırlar. Ata sözlerimiz aslında yüzlerce yıldır haksızlıkla güç elde edenlerin hep var olduğunu ve var olacağının kanıtıdır. Bu yüzden bardağın boş tarafından bakmak yerine dolu tarafından bakalım. Sabreden derviş muradına ermiş, keser döner sap döner gün gelir hesap döner.

    İstanbul seçimlerine yapılan olağan ve olağan üstü itirazlarda aslında iktidarın bundan önceki seçimlerde nasıl hile yaptıklarını kendi ağızlarından belgeleri ile öğrenme fırsatı bulduk, devlet kurumları içinde nasıl örgütlenmişlerinden tutunda sandık kurullarını nasıl oluşturduklarına kadar hatta oradan seçmen listeleri ile nasıl oynadıkları da kendi belgeleri ile ortaya çıktı. Bu itirazlar aslında malumun ilanı olmuşlardı. Kendi silahlarını açık hedef haline getirerek, seçimlerin aslında millet iradesinden çok güçlünün iradesini yansıttığının, parayı verenin düdüğü çaldığının ispatı oldu.

    Bu sefer ne oldu da bu sistem olması gereken zamanda işe yaramadı. İşe yaramadı da bütün foyalarını neden ortaya dökmek zorunda kaldılar? Cevap ise yine tarihte var. Sosyolojide, psikolojide var. Aşırı öz güven zaferi kaybettirir. Bu kadar basit.  Devletin bütün güçlerini eline geçirdiğini sanmak, devleti oluşturan güçleri bilmemekten ortaya çıkar. Halkını, milletini tanımamaktan geçer. Yaptıklarına karşı ses çıkarılmadığı zaman bunları doğru yaptığını sanmakta ya da halkını kandırabildiğini düşünmekte yatar. Halbuki tarih yazdı ve yazmaya devam edecek, saraylarda oturanlar, halkına saray kırıntılarını bile vermiyorsa, ailesi, sülalesi, dostu her daim kazanıyorsa halk bir gün bütün oyunlarını bozar. Sonrasında ise iktidar daha da aptallaşır ve bütün hilelerini hurdalarını ortaya döker halkta onları döker. İşte o halk en kuvvetli halk olur yüzlerce yıl.Yüzlerce yıl sonrasında hikaye başa döner mi döner zaten binlerce yıldır böyle dönüp duruyor. Değişmeyen tek şey ise yarının bugünden hep güzel olacağıdır. Bugün kaybedilmiş görünenler yarınların kazanımı olacaktır.

    Bu İstanbul seçimi 24 Haziranda 31 Martta kazananı tescilleyecek. Sonrası her şey güzel olacak.
  • Memleket Meseleleri: Bilmem neyin sunduğu dizi keyfi devam edecek. 2019-04-09T00:59:00.000+03:00
    Dünyanın gelişmekte olan birçok ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde paranın namı diğer kapitalin etkisi altında yalanlar ya da yanıltmalarla kendine rant elde etmeye çalışıyor. İşin ilginç tarafı ise bu sistemin tutuyor olması. Televizyon kanallarında yayınlanan diziler reklamları izletmek için dizi bitmesine rağmen bilmem neyin katkılarıyla sunduğu bilmem ne dizisi devam edecek on beş dakika süren reklamdan sonra tekrar aynı sahneler ve bir dakika sonra tekrar bilmem neyin katlarıyla sunduğu bilmem ne dizisi devam edecek. Devam eden tek şey ise reklamlar, reklamlar. 

    Tamam haklısınız reklamlar olmazsa bu dizilerde olmaz illaki gelir elde edeceksiniz edin de ama lütfen artık devam edecek demeyin bir ara ne güzel yeni bölümden ilk sahne diyordunuz ona devam edin birkaç sahne gösterin zaten doldurma motifi ile doksan dakikayı doldurduğunuz karelerden kesip kesip yayınlayın. Artık bu milleti kandıranlardan olmayın bari siz olmayın. 


    Seçimler bitti bundan önce ki seçimlerde Yüksek Seçim Kuruluna toz kondurmayanlar seçimlerin güvenliğini sağlayan bu kurumdur diyenler kendi yarattıkları ve palazlandırdıklarının arkasına sığınarak hile hurda usulsüzlük var nidalarıyla daha önce ki seçimlerde bütün saygınlığını yitirtdikleri devletimizin bir kurumuna şimdi kendileri kendi çıkarları için hukuksuzluğa devam etmelerini istiyor. Bu cesareti nereden alıyorlar sorusunun cevabı ise aslında biten dizelerin hala devam edeceğini söyleyenler nasıl utanmadan kendi çıkarları için bu yanıltmaca yöntemlerini kullanmasında saklıdır.

    Yanlı haber yapan medya kuruluşları yanlışlarını bile kabul etmeyerek baskın basanın, yavuz hırsız ev sahibini bastırır, minareyi çalan kılıfı hazırlar, atı alan üsküdarı geçer, ata sözlerimizin yaşayan timsalleri olma görevlerine birde timsah gözyaşlarını ekleyerek kendilerinin yüzsüzlüklerini mağdur edebiyatı ile kaldıracaklarını sanma gafleti içine giriyorlar. İşin ilginç tarafı tarihten ders almayan bu para ve güç için vatan ve millet kavramanın ne olduğunu bilmeyen tayfalar bugün haksız yere karaladıkları,yarın haklı ve güçlü olduklarında yine utanmadan saf değiştirerek bugün haksızlık yaptıklarına methiyeler düzecektir.

    Ülkemiz ciddi anlamda kaygan yamaçların ucuna getiriliyor. Yıllarca görmek istemedikleri tabloyu bu seçimlerde kendi hataları olan ittifak ile görenler kendi elleriyle kendi iplerini kestiklerini fark etmenin acısıyla her türlü usulsüzlüğü kendilerinde hak görmeye başlamaları bu kaygan yamaçlara bizi daha fazla itmekte olduğununda farkında değiller. İstanbul, Ankara hiçbir zaman size %49 dan fazla oy vermedi. Hiçbir zaman bu şehirlerin yaşayanları sizi büyük çoğunlukla kabul etmedi. Bu seçimlerde siz içini ve haysiyetini boşalttığınız ortağınız ile yüzde elliyi geçeriz sandınız ama yanıldınız. Bu yanılgınızı bu beceriksizliğinizi bu millete ödettirmek istiyorsunuz yapmayın. Tarihten ders alın almaz iseniz tarih sizi ders almayanların hazin sonu olarak tarihten ders alacaklara ibret hikayesi olarak yazacaktır. 

    Ben bunları yazdım diye birden sihirli bir el değmişcesine her şeyin değişeceğini zaten beklemiyorum. Sizin hırstan kör olmuş gözleriniz, beyinleriniz ve yüreklerinizin açılmayacağını da biliyorum. Nafile bir çabanın içinde olduğumu ise hiç düşünmüyorum. Düzeleceğine dair bir nokta inancımın ifadesidir bunlar. Düz bir çizgi için gerekli noktayı koymaktır bütün derdim. Dünya tarihi var olduğundan buyana kendi hırs ve çıkarlarını toplum çıkarları diye savunanların sonu net bir şekilde bellidir aynı zamanda toplum çıkarlarını kendinden üstün tutanların da eninde sonunda büyük acılar çekse de onurla ve gururla o sayfalarda birer abide gibi yer aldıklarını biliyorum. 



  • Kötülüğe Ses Çıkaramayanlar Nasıl Dilsiz Şeytan Oluyorlar? 2019-04-08T01:18:00.000+03:00
    Aklıma takılan sorulardan bazılarını sizinle paylaşmak isterim. İlk toplumlar çıktığından bugüne klasik bir durum vardır. Haksız güçlülerin haksız olduğunu bildikleri halde onlara ses çıkaramayan ve onlarla birlikte çalışmaya devam edenlerin acizliği durumu.

    Aslında yapılan birçok sosyal deney bu durumu ortaya koymuştur. Bilimsel cevaplarda vermiştir. 
    Kötülüğün ve kötülerin tehlikeli kaygan yamaçlarını daha da kaygan hale getiren  yedi sosyal süreçten bahsederler. 
    Peki bu yedi süreç nelerdir? 
    1. Düşüncesizce ilk adımı atmak. 
    2. Başkalarının kişiliksizleştirilmesi. 
    3. Kendinin bireysellikten çıkması. 
    4. Kişisel sorumluluğun dağılması. 
    5. Otoriteye körü körüne bağlılık. 
    6. Grup normlarına onları eleştirmeden uyma. 
    7. Umursamayarak ya da tepkisiz kalarak kötülüğe pasif müsamaha. 
    Peki bu durumu değiştirebilmek için neler yapılması gerekiyor? Şu soruların cevaplarını bulmakla başlamak gerekiyor?
    1. İnsanları bu duruma ne getiriyor? 
    2. Bu durum onlarda ne ortaya çıkartıyor? 
    3. Bu durumu yaratan ve devam ettiren sistem nedir? 
    Dolayısıyla insan karakteri değişimini bu üç faktörle birlikte anlamayı gerektiriyor. Bu dinamik bir etkileşim. 
    1. Eğer birini değiştirmek istiyorsanız, durumu değiştirmelisiniz.
    2. Durumu değiştirmek istiyorsanız, gücün sistemde nerede olduğunu bilmelisiniz.   
      31 Mart seçimleri ile yaşadığımız durumun kısa bir özeti olarak yukarıda yazılanları alabiliriz.  Örnek olarak da: İstanbul Kağıthane’de itirazlar sonrası yapılan sayım esnasında,  Adalet ve Kalkınma Partili avukatın , YSK görevlilerine küfür etmesi olayını alabiliriz.
    İktidarın bazı şeyleri yaptırma gücü var ama burada ana fikir şu, bazılarımızda düşmanca hayalleri tetikleyen, bizi kötülük yapmaya ya da kötülüğe sesiz kalmaya iten durumlar, başkaları için yeter artık demenin ya da öne çıkmaya yardımcı olabilir. YSK görevlisi de aslında burada artık yeterin sesi oluyor kendisini feda edercesine işte bu sonucu toplumun geneline yaymak içinse kötülüğe ses çıkaran kötüyle çalışmak zorunda kalanları güçlendirmekte yatmaktadır. 
    Cumhuriyet Halk Partisi bu seçimlerden İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya'yı alarak aslında birilerini değiştirmeye başlamıştır. Burada asıl sorun durumu değiştirmek için gücün nerede ve nasıl kullanılacağını bilmek.

    İktidarın yaptıklarına ses çıkaramayanlar, ses çıkaranların sahiplendiğini görmeye başladıklarında YSK görevli memuru gibi sesi çıkanlar çoğalacaktır. Aksi taktirde ses çıkaranlar yalnız bırakıldıkça sessizlik kazanacaktır.

    Kötülük çok fazla ise eninde sonunda iyilik kazanır. Asıl çözülmesi gereken ise kötülük az iken yok edilmesi gerekendir. İyilik içindeyken yapılan iyilik görünmezken, kötülük iyilikten beslenir.  Çünkü kötüler iyilerin egosundan faydalanır, ben iyiyim diyenlerin korkularından beslenir. 
  • Influencer Olmak İçin Tüyolar 2019-03-25T16:07:00.001+03:00
                                 
    ’’Dijital Çağın Mesleği, Nasıl Influencer Olunur?’’

    Son zamanlarda en çok merak edilen konularından biri olan “influencer”  kavramını bu alanın en büyük hacimli ajansı olan Boomads’in yönetici kadrosunda yer alan Ahmet Erten ve Hilal Meriç Bor değerlendirdi.
    Nasıl influencer olunur?
    • Influencerlar profilleriyle ne zaman kazanç elde etmeye başladılar?
    • Başarılı influencerlar neler tavsiye ediyor?
    • Markaların, influencer marketing çalışmalarında yaptığı hatalar neler?
    ‘’Dijital Çağın Mesleği, Nasıl Influencer Olunur?’’ kitabı influencer olmak isteyenlere bir yol haritası çizmek, merak edilen soruları yanıtlamak ve influencer marketing yapmak isteyen markalara ise bu alanda yapılması ve yapılmaması gerekenleri aktarıyor.  Hürriyet Kitap etiketi ile yayınlanan kitapta Ahmet Erten ve Hilal Meriç Bor’un görüşleri dışında  Danla Bilic, Rüya Büyüktetik, Gamze Biran, Çizenbayan, Bianca Somer, Hassas Anne, Merve İpek Öztürk gibi 30’u aşkın influencer’ın ilham veren tüyoları yer alıyor.

    ‘’Dijital Çağın Mesleği, Nasıl Influencer Olunur?’’ kitabına buradan ulaşabilirsiniz.

    Bir boomads advertorial içeriğidir.br />
  • CİHAN 2019-03-17T19:32:00.000+03:00

       Gemi Karadenizin lacivert sularında hafif hafif salınıyordu. Yunuslar geminin etrafında oynaşıyor bize yoldaşlık ediyordu. Hava açık ve güneşliydi. Cengiz  her zamanki köşesine geçip beklemeye başladı. Cengiz Rize’nin bir köyünden gelmişti. Suratı şişmişte; gözleri patlayacak gibiydi, yüzü. Her zaman sinirli, saldırgan ve komikti. Gözleri çoğu zaman kıpkırmızıydı. Her an birine saldıracak gibi bakardı. Alt devrelerin çoğu Cengiz'den korkardı. En meşhur lafı “bi sigara ver la “ dır.  Özgür en yakın arkadaşıydı. Her gün buraya gelirler sigaralarını paylaşır birbirlerine dertlerini anlatırlardı. Gene her zamanki gibi sigarası yoktu. Cengiz otlakçılılığını bilen alt devreler onun olduğu zamanlar sigara köşesine gelmezlerdi. Gemide de kıçaltında ki bu bölümden başka sigara içilecek bir yer yoktu. Cengiz teskereci olduğu için kendisine karışan olmazdı. Saatlerce burada oturur gelenden geçenden bir dal sigara isterdi. Tam bir saattir buradaydı. Hiç gelen olmamıştı. Sigarasızlık başına vurmuş iyice sinirlenmeye başlamıştı. Özgür geminin ağır demir kapısını açtı etrafa bakındı. Cengiz'i görünce yüzünü bir gülümseme kapladı. Dışarı çıktı. Kapının yuvarlak büyük kilidini zorlukla çevirerek Cengiz'in yanına geldi. Özgür Kütahyalıydı. Fotoğrafçılıkla uğraşıyordu zayıf acık kumral bir yüzü, küçücük kafası, kıvırcık saçları vardı. Gözünün biri kayıktı. Bu şaşılık muzip mizacına çok yakışıyordu. Cengiz'in ensesine hafif bir tokat patlattı.
    —Napiyon la hamsi balığı
    — Ula senmisun itun eniği. Nereye kaldun
    —Geldik işte oğlum alt devreden parloş çarptım
      Gömlek cebinden çıkardığı sigarasını filtre tarafından iki parmağıyla tutup burnuna götürüp boydan boya sürtüp, kokuyu içine çekti.
    —Oh is gibi parloş.
    —Yak ula içek
    —Olmaz sana veremem
    —Niye ula itun eniği
    —Dün akşam sen bana tokat atınca sana çok kızdım.
    —Eeee
    —Allaha büyük yemin ettim bir daha sana sigara vermeyeceğim
    —Ula it askerun yeminimu kabul olur.
    —Niye olmasın asker Allahın kulu değimli.
    —Ula cabuk tövbe et boz yemini.
    —Etmem anam çok günah dediydi.
    —Ula boz deyirum, Allah asker adama günah yazmaz.
    —Bozmam, günah.
    —Boz ula deyirum. Ben biliyim gunahı yok.
    —Bozmam, günah.
        Cengiz Özgür'ü ikna edemeyeceğini anlayınca düşünmeye başladı. Kafasını kaşıyıp Özgür'e baktı. Özgür'ün aslında yemin ettiği filan yoktu. Cengiz'i kızdırmak onun en büyük eğlencesiydi. Sonunda dayak yiyeceğini bilse de her seferinde Cengiz'e küçük oyunlar oynardı.
    Cengiz'in aklına basit bir fikir geldi.
    La Özgür
    Efendim Cengiz
    Beni biliysun az buçuk hocalık vardır bende
    Evet
    Ben edilen yeminin tövbesini biliyrum
    Sahimi
    Tabi ki
    Eee
    Bak beni tekrar et
     Cengiz iki avucunu dua eder gibi yukarıya çevirdi gözlerini kapattı. Özgür de aynı sekilde ellerini kaldırıp gözlerini kapadı. Gülmemek için kendini zor tutuyordu.

    —Allahum
    —Allahım
    —Ben bir hata eyledum
    —Ben bir hata ettim
    —Asker ocagunda küslük olmaz
    —Asker ocağında küslük olmaz
    —Asker ocağunda yemun olmaz
    —Asker ocağında yemin olmaz
    —Allahum ben ettim sen affet
    —Allahım ben ettim sen affet
    —Ben arkadaşum Cengiz'e
    —Ben arkadaşım Cengiz'e
    —Cigara vermemek içun ettuğum yemini
    —Sigara vermemek için ettiğim yemini
    —Geri alayrum, benu bağuşla
       Özgür cevap vermedi. Yüzünde ciddileşmeye çalışan muzip bir ifade vardı. Cengiz dirseğiyle Özgür'ü dürttü. Özgür’dan ses çıkmadı. Cengiz tek gözünü açıp Özgür’e baktı. Yüzündeki yarı tebessümü görünce sinirlendi. Son cümlesini bastıra bastıra tekrarladı.u
    —Geri alayrum, benu bağuşla.
    Cengiz iki gözünü birden açıp koskoca kırmızı gözlerle Özgür'e baktı. Özgür ellerini dua eder gibi açmış, gözlerini kapatmıştı. Ağzı da gülmemek için şekilden şekle giriyordu. İçinden sağlam bir tokat atmak geçti. Ama Özgür'ün cebinde mis gibi bir sigara duruyordu.
    Ula niye etmeysun tövbe.
    Cengiz sen beni kandırıyorsun.
    Ha bunu nereden çıkardun.
    Ben hasana danışsam o daha iyi bilir.
    —Tamam, ula it. Yak bari bir fırt çekeyim öleceğum yoksa.
    Olabilir, ama sadece bir fırt.
    Tamam ula
      Özgür ayağa kalktı. İnce parmaklarıyla gömleğinin düğmesini açtı tek dal sigarasını cebinden çıkardı. Burnuna götürdü. Gözlerini kapatıp, kokladı. Sigarayı yaktı derin bir nefes çekti. Yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi. İkinci sefer derin derin dumanı çekti. Cengiz sabırsız Özgür'e  bakıyordu. Özgür cihana bakıp;
    —Bir fırt vereyim mi lan
    —Ver ula it umsuruk oldum.
      Özgür sırıtarak elindeki sigarayı nişan alır gibi yapıp denize fırlattı. Cengiz yerinden fırladı
    —Şimdu siçtum ağzına
    Özgür kapıya doğru koştu ağır kapıyı açtı; kapatamadan Cengiz yetişti. İki kapı arasında basınç boşluğu vardı burada onları kimse görmezdi. Cengiz bağırdı
    Ha şimdu ne poh yiyecğusun








        



  • ŞERİFE 2019-03-17T19:13:00.000+03:00


    Amaçsızca dolaştığım günlerden biriydi. Organize sanayi ile iç içe geçmiş bu küçük ilçenin, büyümeye özenen çarpık binaları arasında gezinmekteydim. Bir yanda lüks aynalı binalar bir yanda virane yıkılacak gibi dükkânlar. Kişiliksiz sevimsiz bir yerdi burası. Ne herhangi
    Bir tarihi yapı nede yöreye özgü bir ev vardı. Sadece karın doyurmak için yenilen lezzetsiz bir yemek gibiydi benim için burası. İlçenin insanları da basit, kendini beğenmiş, ve cahildiler.
        Sahile doğru yürümeye başladım. Baharın gelişiyle papatyalar açmış telli dallarıyla göğe doğru yükseliyordu. çiçekler her an patlayacak gibi şişmiş turcuklarıyla baharı kutluyordu böğürtlen çalılarıyla sarmaş dolaş olmuş yabani otlar ve çalılar küçük argın etrafını sarmıştı. Yağmurla yıkanmış yollar pırıl pırıldı. Evler eski sevimsizdi fakat bahçeler toprağın
    Verimliliğine kayıtsız kalamıyor her yandan yeşil otlar fışkırıyordu. Bahçelerin etrafında düzgün bezenmiş taş duvarlar üzerlerinde teller veyahut iliştirilmiş ziraat dikenlerinin dalları bulunuyordu. Kertenkeleler ve kocabaşlar yuvalarından çıkmış güneşin sıcak ışınlarını derilerine çekiyordu. Kocabaşlar boz pütürlü çirkin buruşuk derisi ve geveze adamları andıran ağzıyla ne çirkindiler. Kafalarını “yok olmaz “ dercesine indirip kaldırıyorlardı. Bu yabani hayvanlar her zaman sevmişimdir. Çünkü onlar sayesinde yaşadığım yerin hala bir beton yığını olmadığını anlıyorum. Ve bu mahlûkatla aynı odayı paylaşır gibi paylaşıyorum soluduğum havayı. Sahile yaklaştıkça tarlalar boyu ekinleri görüyorum. Burada ekin hasat’ı yılda iki kere yapılır. O sebepten daha baharın bu zamanında böyle yeşil bir halı gibi dağların ayaklarına serilir bu ova.   Denizin ardında küçük bir yamaç var yamacın ardında ekilmemiş sahipsiz gibi duran geniş bir düzlük. Altı tane ineğin ardında on, on iki yaşları arasında bir kız çocuğu. Kıvırcık güneş sarısı saçlarını özensizce toplamış. Yüzü çilli ve kiri andıran bir esmerlik içinde, ayakları yalın bir yandan inekleri güdüyor bir yandan yaşıtı erkek çocuklarıyla top oynuyor. Erkek çocuklarından daha kuvvetli ve daha güzel top oynuyor uzunca seyrettim oyunlarını. Benim izlediğimi görenler daha bir şımardı, daha çok çalım atarak oynamaya çalıştı.  Ben futboldan hiç keyif almam aslında. Bizim haylaz köylü kızını ve onun erkeksi hallerini izliyordum. Arada topu bırakıp uzaklaşan hayvanı otlu yere geri getirdikten sonra oyuna geri dönüyordu. Biraz daha oyalandıktan sonra sahile doğru yürüdüm deniz güzeldi dalgasız ışıl ışıl parlıyordu. Küçük balıklar ara sıra suyun yüzünde dalga düşmüşçesine küçük halkalar oluşturuyordu. Bazen orta boy balıklar sudan yarım metre yükselerek suya geri dalıyordu bu balık tutanların daha bir coşkuyla olta atmasına sebep oluyordu.
       olta atanlar içerisinde Necati ye rastladım. Güldü koşarak yanıma geldi. Tuhaf coşkulu bir adamdı. İşyerinde neco veyahut hödük derlerdi. Hatta bir gün gelip ağabey "bu hödük ne anlama gelir diye sordu" bende kısaca kaba ve görgüsüz dediğimde bundan üzüleceğini düşünmüştüm. Fakat Necati az yandan gülerek "kabayım ben evet dedi". Kaba olmak bu insanlar için kötü bir özellik sayılmıyordu. Aksine ince olmak hayal dünyalarında kötü hisler yaratıyordu. Necati lakabına yakışır oranda kabaydı. Küçük boylu, sinsi yüzlü, zayıf, çelimsiz bir adamdı. Uzaktan insanları süzer küçük beyninin içinden olmadık fikirler geçerdi. Çıraklarına hakaretler eder, çoğu zaman döverdi. Fakat üstlerine karşı koşulsuz bir itaatle hizmet ederdi. İcabından fazla saygı gösterirdi. Herhangi bir amirin selam verirken gülümsemesi bile kendinde mühim bir adam hissi yaratırdı. Bana olan saygısının ilgisinin nedeni buydu sanırım. Benimle konuşunca kendini arkadaşlarının yanında özel
    Ve önemli hissediyordu belkide. Ben bu çirkin fikirlerin farkında olmama rağmen, bu hasut adamın hareketleri konuşmaları cahilce fikirleri beni çok eğlendiriyordu.  bunlardan ziyade anlattığım her şeyi ilgiyle, pürdikkat dinlemesi olayları yaşaması ve mimiklerindeki doğallıktan dolayı bu adamı seviyordum. Necati tuttuğu balıkları gösterdi heyecanla.  Kovanın içinde dört beş tane sarıkulak kefali ve yine o kadar çırpan bulunuyordu. Bir süre oturduk sahilde. Necati bana bir yastık verdi. Yastığı dirseğimin altına koydum. Denizi seyretmeye başladım. Aklıma
    Kaptan Gusto geldi. Çocukluğumuzun sınır tanımaz denizcisi. Fakat güvenli çelik gemilerde ne kadar maceralı ola birdi ki deniz. İçerisinde telsizler, filikalar, radarlar her çeşit güvenlik önlemi bulunurken. Eski denizcileri düşündüm. Eskiden denizcilik bambaşka bir yaşam biçimiymiş tehlikeli ve zorlu. Ve denizciler insanoğlunun en garip yaratıklarıydı belkide. bir restoranın duvarına kurşun kalemle yazılmış bir yazı okumuştum "insanlar üçe ayrılır. canlılar, ölüler, denizciler." o kadar kısa ve güzel anlatılmıştı ki bu alemin toplumsal ahlaktan ve kurallardan uzak oluşunu. Kendi kurallarını koymuş. Geminin rutubetli ahşab odalarında dalgalarla olan savaşı. Sonra korsanlar ve deniz savaşları. Denizin ışıltısıyla bitmeyen hayallere dalıyorum. iş vakti yaklaşıyor
    Necati "abi balıkları eve bırakalım birde kahve içelim" dedi. Çok hoşuma gitmese de tamam dedim. Eve doğru yola koyulduk ev çok uzak değildi. Evi biraz çukurdaydı girişi biraz dardı. Babasının eviydi ve bütün kardeşler aynı evde yaşıyordu. Karısı geldi. Karısının ismi şerifeydi. Görücü usulü evlenmişler. Düğün gününe kadarda karısını hiç görmemiş. Zaten bu kadar uyumsuz görünen bir çift için seçim şansı olmaması gerekiyordu. necatinin karısıyla olan muhabbeti çok hoşuma giderdi. Karısından uzun uzun bahsederdi. Anlattığının farkında olmasa da yüksek hayal gücü gerektiren muzip hikâyelerdi. Karısıyla düştükleri komik durumları anlatırdı. Necati bir iki sefer konunun heyecanıyla karısını dövmeye çalışırken yediği dayağı anlatmıştı. Çok uzun süre içten içe gülmeme sebep olmuştu bu olay. Birden evin içinde bir hareketlilik oldu. Kahve filan unutuldu. Yan komşuyla ufak bir toprak meselesi varmış. Yan komşuda memleklerinden hemşerileri aynı köylü sayılırlar. Yıllar önce birbirimizi koruyup kollayalım diye beraber ev yapmışlar. Şimdiyse bu basit giriş meselesi yüzünden düşman olmuşlar. Necati derin düşünceliydi.. Karısına uzunca demir bir Çubuk verdi."şerife al bunu kavga çıkarsa önüne kim gelirse vur dedi" ben o anda olayım vahamiyetini anladım ama kaçmak için iş işten geçmişti. Necatinin karısı çubuk elinde derin derin soluyordu. necati ne kadar ufak ve çelimsizse bu kadın o kadar uzun ve heybetliydi Kadının başında bir örtü vardı sıkı sıkı bağlanmış. Üzerinde Buruşmuş bir bluz ve koca ilmekleriyle örgü bir yelek vardı. Kocaman memeleri göğsünden fırlayacak gibiydi kocaman tombul elleri vardı kaşları alınmamış dudakları kıllıydı. Titriyor, bir şeyler sayıklıyordu. Dışarıdan ilk bağırtı geldi. Diğer evin babası Elinde sopa ile bahçe kapısının demirlerine vuruyor ve bağırıyordu. "çık lan Hamdi, kanını içeceğim senin ." Hamdi amca topuklarının üzerine bastığı ayakkabıları giydi. Ama bu sefer topuklarını geçirdi. İhtiyar adam koşa koşa çıktı bahçeden "geldim kahpenin oğlu." sonra kavgaya evin diğer oğlanları erkek çocukları. Birbirine laf atan kadınlar, herkes dâhil oldu. Yedi tane evin ortasındaki tozluk alanda, çoluk çocuk kıyasıya bir dövüş başlamıştı. Erkekler, ellerinde Sopalar demir çubuklar vahşice saldırıyordu. Kadınlar sopaları bırakıp saç saça birbirlerini yerde sürüklüyorlardı. Ben kaskatı olayı izliyordum.  Bütün mahalleli olayı uzaktan korkulu gözlerle izliyordu. Ne bir ayırma çabası nede herhangi bir söz. Kavga yorucu ve acı vericiydi. Kadınlar düşmeye, bayılmaya yerlerde inlemeye başladılar. Tek yorulmayan Necati’nin karısı şerifeydi. Necati Şerife ye "önüne gelene vur demişti." şerife de öyle yapıyordu kendi kocasını bile tanımıyor demir çubuğu tüm şiddetiyle çığlıklar atarak vuruyordu. Herkes bir taraflara bayılıp inlemeye başlamıştı. Ayakta beş kişi kalmıştı nefes nefese kanlar içinde. Bir tek Şerife de ne bir iz ne de kan vardı. Kaynıyla, komşusuna vura vura devirdi. Sonra kızarmış gözleriyle kocası ve dövüştüğü adama saldırdı. İkisin ide yere serdi. Yerde hareket edenlere de vurmaya devam etti. Kimsede hal kalmamıştı. Tek şerife ayaktaydı. Döndü etrafına baktı. Kimse yok demir elinden düştü. Olduğu yerde bayılıverdi.
      
  • OTOBÜS 2019-03-17T19:12:00.002+03:00

        Çocukluğum otobüs yolculuklarıyla geçti.  Babamın görevi icabı bir çok ilde yaşadık. Çocukluğumun en güzel anlarıydı bunlar. Yaz vakti yollara düşüp trenlerle otobüslerle. Minibüslerle melekete göçerdik. Üç aya yakın sürerdi bu tatiller bol Güneş, tatil, deniz ve haylaz arkadaşlar demekti.  Bu yolculuklar güzeldi. Küçük yaşta bir insanın aklında terminaller, dinlenme tesisleri ve sürekli değişen tabiat hallerini anlaması ve ruhundaki ilk gezgin heveslerin olmasını sağlıyordu.
         1988 yılı haziran ayının sonlarına doğru evde heyecanlı bir telaş başlamıştı. Yazlık kıyafetler. Oyuncaklar.  Deniz gereçleri, birer birer çantalara konuyordu. Hediyeler eşyalar vesaire. Babam her zamanki gibi oturmuş bekliyordu. Bir çorap dahi koymazdı çantasına. Onun bu heyecansız halini ben onun o anki yaşını geçtiğim halde anlayamıyorum. Biletleri bile son dakikaya bırakır; birçok sefer ayrı yolculuk yapmamıza neden olurdu. Valizler toplandı. Son kontroller yapıldı. Sigortalar indirildi vanalar kapatıldı, tüplerin başlıkları söküldü. Anahtar yan komşuya verildi. Vedalaşmalar su dökmeler.    
          Eskişehir’in bir ilçesinden Hatay’a gidiyorduk bulunduğumuz yerin ufacık bir terminali vardı. İki dükkân,  onlarca tabela. Babam her zamanki gibi biletleri  geç almıştı. Annem ve kız kardeşim bir koltukta babam ve ben ayrı koltuklarda. Durakta valizler, poşetler ve yüzümüzden eksilmeyen bir gülümseme vardı. Otobüs otogara yaklaştı. Çift kanatlı kapısı açıldı. Muavin tek koluyla kapının borusuna asılmış yarıya kadar aşağı sarkmış kravatı dalgalanıyordu. O yaşlarda bu adamlara hayrandım muavinler çevik maymun gibi adamlardı. Daha otobüs durmadan atlayıp bagaj kapağını açıp,  şovunu yapmaya başlamıştı.  Kalkışta da muavin bilerek geç kalır, otobüs hızlanırken akrobatik bir hareketle otobüse binerdi. Bu her durakta her molada geçerliydi. Yerlerimize kurulduk. Akşamüzeri saat dört civarıydı. Ben koridor tarafına oturdum yanımda suratsız bir adam vardı. Koltuğa yayılmış oturuyordu. Beni görünce memnuniyetsiz doğruldu ve arkasına döndü.  Bu iyiye işaretti yol boyu konuşarak yolu izlememe engel olacak kimse olmayacaktı. İç Anadolulun bu kurak sarı ve terk edilmişçesine yalnız steplerinin ortasından ilerliyordu otobüs. Muavin lakayt ve hovarda kılıklıydı. Hava sıcaktı sık sık yolcular su istiyordu. Muavin her seferinde oflaya puflaya getiriyordu suyu. Bende su istedim muavin yüzüme suratsızca baktı. Sonra diğer sularla birlikte getirdi suyu. Naylon poşet içine paketlenmiş suyu aldım. Şimdi gözümüze tuhaf geliyor. Tuz paketi gibi bir naylondan su içmek. Suyun  Yanında bir pipet verdi. Pipeti naylona saplamak çok kolay olmuyordu. Otobüsün üzerine yayılmış keskin bir sigara kokusu vardı. Bir tiryakinin içtiği kadar sigara içiyordum bu duman altı otobüs koltuklarında. Babamın elbisesine sinmiş sigara kokusu sadece bu yolculuklarda kokmazdı bana. Babam o zamanlar kısa Maltepe sigarası içerdi. Kırmızı beyaz paketi jelatiniyle. Çikolata paketi gibi tatlı bir his oluştururdu bende. Neyse ki hiç içemedim.  İnsanlar bencilce sigara içer koltuk arkalarındaki küllükler dolar dolar boşalırdı. Yollar tek yön gidiş gelişti. Şoför bazen sollamalarda mesafeyi kısa tutar. Karşıdaki arabanın selektörleri ardı ardına yanar. Ve bizim şoför ani bir manevrayla kendi şeridine kırardı direksiyonu.  Her seferinde bütün otobüs dikkat kesilir. Ön taraflarda yolu görebilmek için kafalar yükselir sonrasında bir iki söylenme cıklama sonrası olay unututulur bir sigara yakılırdı. Otobüs Ankara terminaline girdi. Bu küçük terminal her zaman bende kirli bir hava uyandırmıştır. Bu terminalle ilgili tüm anılarımda kararmış kirli betonlar oluşur. Ankara yolcuları teker teker binmeye başladı. Yaşlı seksen yaşlarında bir çift el ele tutuşmuş koltuklarını arıyorlardı. İkisi de zayıf sesleri kesik kesik çıkıyordu. Adamın üzerinde kahverengi bir pantolon vardı kemer iyice kıstırılmış, pantolon yukarıya kadar çekilmişti. Yazın sıcağına aldırmadan üzerine bir hırka giymişti. Yaşlı teyzede aynı şekilde güler yüzlü ve tatlıydı. Erkenden koltuklarına oturdular. İnsanlar yaşlandıkça daha ihtiyatlı davranıyorlar galiba. Yarım saat önceden oturup otobüsün kalkmasını beklemeye başladılar kadının elinde bir yelpaze sık sık yelpazesini sallıyor yüznün terlemesini önlüyordu. İhtiyar amcanın elinde ise mavi işlemeli bir havlu bululuyordu. Bir yandan içeri musallat olan sinekleri kovuyor bir yandan havluyla serinlemeye çalışıyordu. Benim oturduğum koltuk sağ taraf, koridor kısmıydı. Yaşlı amca ve teyze ise sol arka koltukta oturuyordu. Otobüs kalkmaya yakın yan koltuğun yolcularıda geldi çok şık giyimli bir çift gözlerinde güneş gözlükleriyle sanki podyumdaymışçasına ilerlediler. El çantalarını üstteki telli raflara koyup yerlerine kuruldular. Kadın sarışın orta yaşlı çok güzel bir kadındı. Kalın dudakları ve hoş bir burnu vardı. Saçları fönlü ve kabarıktı. Zarif parmaklarıyla gözlüğünü çıkardı kutusuna koydu. Yüzük parmaklarının ucuyla kaşlarına sürdü parmaklarını. Parmaklarını şıklatır gibi birbirine sürdü.  Elleri güzel ve inceydi. Tüm otobüsü hafif çiçekli bir parfüm sarmıştı. Döndü sevgiyle kocasına baktı. Kocası da yakışıklı ciddi görünüşlü biriydi. İnce yüzündeki pos bıyığı kendine yakıştırmıştı. Yüzük parmaklarında kocaman iki altın yüzük vardı. Gri parlak bir takım elbise giymişti. İçinde siyah bir gömlek. Parlak takımlar o sene moda olmuştu. Ve hayli şık görünüyordu. Ceketini çıkardı. Tersten katlayıp üst göze özenlice koydu. Elini gömleğinin cebine attı uzun malbora sigarasını ve sarı altın rengi çakmağını çıkardı. Eşi ve kendi birer sigara yaktı. Otobüs hareket etti yavaş yavaş. Sigaralar birbiri ardına yanmaya devam etti. Hemen arkalarındaki ihtiyar söyleniyor. Dumanı dağıtmak için elindeki havluyu bir pervane gibi sallıyordu. Çift ihtiyarı duysada aldırmıyor peşi peşine sigara yakıyordu. Otobüs zaten duman içindeydi. Ama en duman altı olan yer bizim koltuğumuzdu. Yollar bozuk ve rahatsızdı. İlerleyen saatlerde çift ikinci paketi açıp hiç durmadan içip konuşuyorlardı. İhtiyar amca arada kızıp “paf kürrükler “ sizi deyip geri yaslanıyordu. Neyse ki ikinci paketlerini bitirip sessizliğe büründüler. Bende çocuksu hayallere dalmıştım ilk günün özlemini. Hazırlanacak yemekleri. Ve yazlık arkadaşlarımı düşünüyordum.  Yavaş yavaş gözüme uyku girmeye başlamıştı. Tam dalacakken kükreme gibi bir horlama sesi geldi. Tüm yolculuk boyu sigarasıyla bizi perişan eden adam şimdide kükreyerek uyumaya başlamıştı. Genede uyumaya çalışıyor. Sesi unutmaya çalışıyordum. Gürültü gittikçe artıyordu. Karısı adama alışkındı besbelli hiç gürültü yokmuşçasına rahatça uyuyordu. Gecenin yorgunluğuyla sesi unutmaya çalıştım. Göz kapaklarım düşmeye başladı. Her şey bir rüya gibiydi. Horlamalar, motor gürültüsü, bozuk yolda sallanan koltuklar. Birden suratımda bir acı hissettim. Sanki yüzümde bir tokat patlamıştı. Gürültüyle uyandım. Benim gürültüm horlayan adamıda susturdu. Derin bir sessizlik vardı otobüste. sağıma soluma baktım herkes uyuyordu. Yaslandım koltuğa tekrar ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir dakika geçmedi ki yeniden kükreme başladı. Sinir bozucu bir sesti. Ama uykusuzluğum bu sese dayanabilecek kadar çoktu. Gözlerim yavaş yavaş kapandı. Gene yüzerime inen tokatla uyandım refleksle gene bağırmıştım.  Adamın horultusu benim bağırışımdan kesildi yine. “Kim vuruyor” diye ortaya sordum. Herkes uyuyordu dikkatlice herkesin yüzüne baktım. Kimseden çıt çıkmıyordu. Tekrar koltuğa kuruldum çok kısa sürdü bu sefer uyumak. Yandaki adam gene horlamaya başladı ama etkilemiyordu artık beni. Tokatlar, uyanmalar, horlamalar defalarca oldu. Beşinci tokattan sonra uyumadım. Beklemeye koyuldum. Yan oturmuş bekliyordum. Uyumamak için kendimi zor tutuyordum. Kükreme sesi tekrardan duyuldu. Acımasızca bir sesti bu. Tüm otobüse yayılan herkesi rahatsız eden iğrenç bir sesti. Arada bir ani çıkış yapıp. Bakıyordum arkaya doğru. Tam kafamı çıkardım arka koltuktaki adama bakarken. İhtiyar amcayla göz göze geldik. Elindeki mavi işlemeli havluyu iyicene havaya kaldırmış. Suratıma patlatmak üzereydi. Yüzüme baktı birkaç saniye sonra horlayan adama baktı. Tekrar bana baktı havluyu indirdi. İçten kahkahalarla gülmeye başladı. Karısıda gülmeye başladı. Sonra arka koltuklardaki adamlarda katıldı gülüşmeye. İhtiyar elinin tersiyle avucunun içine vuruyor. Gülmeye devam ediyordu. Bir anda kükreme tekrar duyulunca ihtiyarın gülmesi kesildi ciddileşti. Yan gözle horlayan adama baktı. Sonra işaret parmağını dudağına götüerek “şşşşşşş “ dedi sonra” yavrum önüne dön uyuyormuş gibi yap” dedi. O anda arka koltuklardaki tüm yolcular bir anda uyuyormuş gibi şekillerini aldılar. İhtiyar,  elindeki havluyu bir kovboy gibi çevirdi, çevirdi, çevirdi horlayan adamın yüzünün ortasına sert bir şekilde yapıştırıp hemen uyuyormuş gibi koltuğuna yaslandı. Horlayan adam “ ne oluyor lan” diyerek uyandı. Uyku sersemliğiyle teker teker herkesin yüzüne baktı. Ben hahkaha patlatmamak için bacağımı cimcikliyordum sürekli. Bakındı koltuğa yaslandı az sonra horlamaya devam etti. Sabaha kadar uyku uyuyamadım belki ama arka sırada oturanlar için müthiş bir eğlence olmuştu bu olay. Otobüs adana terminaline girdiğinde sabah olmuştu. Öndeki adam kızarmış yüzünü ovalayarak otobüsten indi.

sign in

Username
Password
Remember Me


New to IM faceplate? join free!

Lost Password? click here